sağ tahayyülün kültür endüstrisi (“şefkat tepe” gerçekliğinin sefaleti)

“maalesef bourdieucü” yoldaşımız (ehuehe) emrah göker’in istifhanesinde son günlerde kürt sorunu ve devletin bunu çözme stratejisi ile ilgili bir kaç yazı çıktı. kendi yazdıklarının yanı sıra, mesut yeğen’in stardaki yazılarına yer verdi. sorunun kafalarda şekillenmesi açısından gayet başarılı ve beyin açıcı yazılar.

bunların içinde devletin kürt sorunu bireysel haklar düzleme çekerek toplumsal talepleri etkisizleştirme stratejisine karşı bdp’nin direnişi ve dolayısıyla kürt sorununda yükselen gerilim ve elbet ki güncel zulümü anlamamızda gayet yol gösterici.

işin bu kısmının yanı sıra, devletin kürt stratejisinde medyanın kullanımı ile yaratılan ahlaki panik ya da göker’in ağzından ‘Muhafazakâr Basının Ahlakî Tedhiş Stratejisi‘nden bahsediliyor. muhafazakar medyanın özellikle büşra ersanlı  ve avukat tutuklamaları  konusunda azıtmış olmasının dışında, samanyolu tv’nin dini-militarist dizilerinin kurgusundan da bahseden göker’in gösterdiği yolda, iktidarın sağ epistemolojik  kültür endüstrisine bir durum çözümlemesi ile katkıda bulunmak istiyorum.

şefkat tepe: sezon 2 bölüm 40 (29/10/2011)


son dönemde yıldıztv’yi keşfetmem çok kötü oldu, çünkü yemek yerken boş bir işle uğraşırken televizyon olmayan evimde, yıllardır yaşamadığım televizyon zulmünü yaşayabiliyorum. nereden estiyse (sanırım emrah’ın yazısının ve son dönemde okuduğum habervaktim haberlerinin etkisiyle) samanyolu tv’yi açtım ve karşıma çıkan sahne şu idi.

emrah’ın kendi yazısında işaret ettiği, tabiri caizse tali olarak pkk’lılara dikilen zedüştlük donu bu bölümde kapsayıcı bir mevcudiyet kazanmış.

bölümün ana fikri, ismi başkan olarak zikredilen fularlı, batı kılıklı ve ağızlı fabrikatör karakterin; bir yandan köydeki kızlara meslek edindirme kursunu finanse ederek, diğer yandan da psikolojik (ve hatta psikokimyasal) yollarla dağa çıkan genç müslüman-kürtlere zerdüştlük tebliğ etmesi.

karakterlere baktığımızda, silah kaçakçısıyla, finansörüyle, beyin yıkayan doktoruyla ve dernek yöneticisiyle ana yönetici kadronun batılı hatta doğrudan yabancı olduğu görülüyor. bu da dış mihraklar, ya da topluma yabancı unsurlar tarafından “kandırılmış müslüman-kürtler” arkaplanını oluşturuyor.

gerillalar arasında bu lider kadronun yancıları olduğu gözlemlense bile, bunların kıskanç, habis hatta fiziksel sakatlığa sahip olduğu gözlemleniyor. yanlış hatırlamıyorsam, sanatta avrupa romantizminin öğelerinden olan, iç çirkinliğin dış görünüşe yansıması kavramından yararlanılmış (daha doğrusu kurtulunamamış demek gerek).

zurnanın zırt dediği yer ise, lider kadronun ana amacının kürtlere zerdüştlük tebliğ etmek olması. kurtlar vadisi kurgusunda illuminati tarzı “sınırsız muktedir kötü”lerin aşkın bir uluslararası ilişkiler kurgusu ile jeopolitik bir yeniden yapılanmayı amaçlaması, kısacası “türkiyeyi bölerek güçsüzleştirme”yi hedeflemesinin seküler gayri-milliliğinin karşısında, kürt halkının dinden çıkarılması gibi aynı desteksiz anlaşılmaz eksende bulunan ama daha manevi bir amaç görüyoruz.

iki diziyi karşılaştırdığımızda farklı kulvarlarda da olsa, yine birbirine benzer bir “türkiyeyi siyasi olarak bölme” karşısında “türkiyeyi manevi olarak bölme” gibi kendinden menkul, gündelik gerçeklik ile ilişkilendirilmemiş, kendinden menkul, ad hoc bir amaç var. izlediğim bölüm içerisinde eğer kürtler müslümanlıktan çıkarlarsa x-y-z olur gibi bir rasyonalizasyonu olabilir ancak izlediğim kısımlarında buna rastlayamadım.

bu absürtlüğün bir devamı olarak, reel politik anlamda gerçekçi olmayan bir çeşit eylemlere girişiyor örgüt. bunşar: zerdüştlük tebliğine direnerek kur’an okuyan kürt kızlarının peşine düşüp öldürmeye çalışmak, anlamsız bir şekilde köylülere zorla zerdüşt ayinine sokmak, zerdüşt ayininde tanrıça ilan edilecek kürt kızına uyuşturucu vererek beynini yıkamaya çalışmak, bu da fayda etmeyince beynine (almanya’dan getirilmiş) çip takarak takılarak robota çevirmeye çalışmak, vs.

sahne burada

anlaşılan o ki, yönetici kadronun neden böyle bir uğraşıya girmek istediği, bunun tutarlılığı, bunu gerçekleştirirkenki kararlarının mantıklılığı tartışılmadan; liderlerin batılı, din düşmanı ve zengin oluşu gibi zahiri nedenler bir anda yapılan kötülüğün kanıtı oluveriyor. inşa edilen de, vaki (vakıaya, veriye dayanan) değil kendinden menkul bir gerçeklik oluveriyor. bunu da üreten, zengin dış mihrakların müslüman karşıtı olması fikrini öngören kapsayıcı bir ideoloji.

daha önce sağ epistemoloji’den bahsederken, sorunun milli-muhafazakar duruş değil, aksine bilgi edinme yani malumat alma pratiklerindeki tutarsızlık nedeniyle olduğunu anlatmaya çalıştım. burada bu sağ epistemolojinin gerçeğe getirdiği açıklamanın kendinden menkul, yani ad hoc olması arızası ile karşılaşıyoruz. sorun muhafazakar bir gerçeklik tahayyülünün kurgulanması değil, bu kurgunun kanıtı sunulurken bunun tutarlı bir veriye dayanmaması aksine, öyle olduğu için öyle, “batılılar din düşmanı olduğu için, din düşmanı” gibi ad hoc bir önermeye bina edilmesi.

böyle kapsayıcı ideolojileri incelenmesinde gerçeğe ışık tutan şey her zaman için, barındırdıkları çelişkileri tespit etmek. şefkat tepe’de de elbet ki bu mevcut. dizinin kendisiyle çelişik mevcudiyeti gerillanın alt kadrolarının içinde buluduğu genel hoşnutsuzlukta kendini gösteriyor. “biz buraya bunun için mi çıktık” şeklinde zerdüştlük tebliğine ve bunun getirdiği zulme direnen madun kürtler, hem dizi içindeki hem de “kandırılmış kürtler retoriğindeki” çok önemli bir soruna işaret ediyor.

dizi zımmi olarak kürtlerin nesnel kötü şartlar içinde bulunduğu, hatta bu zulmün onları dağa bile çıkarttığını ve saf temiz müslüman olmalarına rağmen dava uğruna yeri geldiğinde sapkın zerdüştlük tebliğine katlandıklarını anlatıyor.

dizi bir yandan buna işaret ederken, diğer yandan bu nesnel şartların varlığına doğrudan referansta bulunmuyor. aksine müslüman-kürtlerin yegane zulmü batılı “önderlik”ten çektiğin gösteriyor. minyeli abdullah filminden (ve daha nicelerinden) hatırlayacağımız, batılı muarızın necip müslüman kızın baş örtüsünü çekip çıkarma müsameresi bu zulmün en kitch, en bayağı örneği olarak karşımıza çıkıveriyor.

dizinin madun kürtleri dağa çıkmaya iten nedenleri bir el çabukluğu ile saklamasının yanı sıra, diğer yandan da iyi karakterlere yani devletin kolluk kuvvetlerinin durumu nasıl idare ettiğine bakmak gerek.

elbette sadece kötü kürtleri yok eden, iman edip, pişmanlık duyan madun kürtleri koruyan babacan ama sert jandarma tugayımızın yanı sıra, en rahatsız edici olan “tabutçu” isminde ortalıkta dolaşan vigilante, tek tabanca, hukuksuz adalet sağlayıcı, ya da daha doğrusu kontr-gerilla eleman. bu karakter, muhafazakar-liberallerimizin (bu da ayrı bir oksimoron) “demokratik/sivil anayasa” minvalindeki söylemlerinin, kürt sorunu karşısında derin devlet militarizmine evrildiği anlamına geldiği olarak yorumlanabilir.

bir yandan kürt sorunun inkar yerine, şuursuz bir kabullenme eğiliminde olan “şefkat tepe”nin, kürt sorunu gerçeği ve çözümü açısından kurguladığı ahlaki panik ağır bir çelişkiyi betimliyor. kürt sorununun bilinen ve görülen kısmını bir vakıa olarak alıyor (kürtlerin bütün askeri ve siyasi baskılara rağmen daha çıkması) ve bunun arkasına kapsaycı bir dünya tahayyülü ile inanılması zor ancak estetize ve dramatize edilmiş bir açıklama sunuyor (kürtlerin müslümanlık düşmanı batılılar tarafından kandırılıyor olması). ancak bu açıklamaya bir destek sunmak yerine, görüngü ve görüntüler üzerinden kendine destek bulmaya çalışıyor. dizinin mikrokozmosunda, kötülerin fiziksel bozukluklarının ve gayri-milli görüntülerinin kötülüklerini de yansıtması  aslında bu metodun en somut örneği.

sonuç olarak sorun ne?

bir yandan emrah göker’in işaret ettiği, iyi kürt kötü kürt sorunsalındaki yaratılan ahlaki paniğin bir nefret söylemine evrilmesi önemli bir problem iken, benim derdim daha “sağ epistemoloji” ve bunun kürt sorunun toplum içerisindeki algısına olası etkileri minvalinde.

marksist sosyolojinin literatüre kattığı en önemli kavramlardan biri toplumsal değişimde ve tahayyüldeki “altyapı”nın etkisi. marksist metodda toplumsal değişim, üretim araçlarına ve bunlarda yaşanan değişimlere bağlı. teknoloji değiştikçe, üretim şekilleri değişiyor buna binaen sosyal örgütlenme, toplumsal yaşantı da değişiyor. örneğin tarım sabanla yapılırken feodal sistemin tahakkümünde olan kırsal, bu aletleri özelleşmiş olarak üreten şehirleri beslerken; sanayileşme ile hem tarım yapma şekilleri değişiyor, mekanize büyük ölçekli tarım ile kırsal nüfus topraklarını ve dolayısıyla işlerini kaybediyor, ancak bunun yanında şehir çevresinde kurulmaya başlayan fabrikalar bu kırsaldan gelen iş gücünü istihdam ederek şehirlere toparlıyor. bu insan hareketi elbet ki insanların yaşayışını değiştiriyor, şehirleşme, barınma, eğitim gibi farklı sorunlar, hatta postmodern tabiri caizse farklı kimlikler ortaya koyuyor. kırsalda kendini tanıtmak için ailesine, kabilesine atıfta bulunan, şehirlerde mahallesiyle ya da mesleği ile kendini tanımlayabiliyor.

bunun ne kadar “doğru” olduğu, bir sosyal bilimler metodu olarak ne kadar kapsayıcı ve kullanışlı olduğu ayrı bir tartışma konusu. ancak muktedir kapsayıcı bir ideoloji karşısına koyulduğunda, “bilimselliği” ve bu nedenle inanılırlığı kuşku götürmez.

kapsayıcı üstyapıcı bir ideolojide, toplumları ve grupları tanımlayan bazı soyut kategoriler bulunmakta bu topluluklar da buna göre hareket etmekte. türklerin şerefli oluşu, yunanların tembel olması, ukraynalı kadınların rahat sikişmesi  gibi kapsayıcı tanımlar, tarihsellik ve nesnel verilerden uzak lafı güzaf önermelerle desteklenen, kendinden menkul bir retorik olarak karşımıza çıkıyor.

elbet ki kapsayıcı ideolojilerin bilimsel tekabülleri var. 30ların fiziki antropolojisi, kafatası ve vücut olçüleri ile insan davranışlarını kategorize etmeye çalışmış, benzer bir şekilde bunun güncel izdüşümlerini bazı evrimsel psikoloji araştırmalarında görebiliyoruz (kadınlar matematik çözemez, zencilerin iq’ları düşük vs), burada bir korkuluk (stawman) yaratıp da ona cengedecek değilim. ancak derdim başka.

bu önermelerin çözümlenmesi ve tabiri caizse ilüzyonların tutarlı reddinde temel metodun da vakıa temelli olması gerekiyor. bu göreli bir dünya tahayüllünde iki ayrı metodun eşit karşılaşması değil, kendi görüntüsel varlığını gerçeklik sanan ve sanılmasına yol açan ideolojinin, malumata dayalı reddi ile bir gerçekliğe ulaşma derdi olmalı.

ibni haldun’un malumat felsefesi de bunu destekler durumda. gerçeğe ulaşırken aslolan, görülenleri bir sorgulamaya tabi tutmadan edindiğin zahiri olanın bilgisi değil, sorgulayarak ve vakıa çerçevesinde edindiğin batıni bilgidir. bu açıdan toplumsal gerçekliğin nedenlerini de en temel fiziksel şartlarda (coğrafya, üretim şekilleri, bunların neden olduğu sosyal örgütlenme) arayan ibni haldun’da da marksist altyapı metodunun bir yansımasını görüyoruz.

şefkat tepe dizisine dönersek, zahiri olanı (kötülerin kötü oldukları için kötü olması) bir kanıtmış gibi ortaya koyarken diğer yandan yaşanılan kürt sorununu kabul etmekle beraber nesnel, fiziksel şartlarına değinmemesi ciddi bir akıl tutulması örneği. toplum içindeki kürt sorunu algısında, vakıa temelli, kanıt destekli, mantık çerçevesinde önermeler barındıran fikir yürütmeyi ve dolayısıyla tartışmayı engellemekte.

veri temelli, incelemeye tabi tutulmamış bir tahayyül çevresinde de, madunun kürt sorununa vereceği cevap elbet ki nefret söylemi minvalinde olacaktır. bu tür birey, bölgenin sosyoekonomik verilerine bakmadan, kaçak elektrik kullanımını kürtlerin ırsi bir özelliği olarak görecek, devletin hem ekonomik olarak hem de askeri olarak neden olduğu göçe, şehirlerimizi işgal ediyorlar, cahil oldukları için devamlı ürüyorlar şeklinde yorumlayacaktır.

bu nedenle bir yandan, toplumdaki güncel kürt algısının metafiziksel hayaletleriyle, veriler çerçevesinden uğraşırken, diğer yandan da bunun beslendiği kültür endüstirisini “bozmak” lazım. bu açından benim tavsiyem habervaktim okuyun, samanyolu izleyin.

sağ tahayyülün kültür endüstrisi (“şefkat tepe” gerçekliğinin sefaleti)” üzerine 6 yorum

  1. harika yazı🙂 eğlenceliydi.

    ayrıca bkz : Toplum ve Kuram 2. sayı [Harun Ercan: Şeş û Yek: Kürt Meselesi, Gülen Cemaati ve Bir Karşı-Propaganda Girişimi Olarak “Tek Türkiye” Dizisi]

  2. bence ibni haldun’un batini bilgi kavramini daha açmak lazim. batini derke n ibni haldunun kastettigi sey , bir vakaanin arkasindaki sebepler, dinamiklerdir. kitabinda alintilayarak :

    tarih ilminin mahiyeti ; zira zahiri itibariyle tarih, eski zamanlardan, devletlerden ve önceki çağlarda meydana gelen vakalardan haber vermekten daha fazla bir şey değildir.

    batın ve içyüzü itibariyle tarih; düşünmek, araştırmak ve olan şeylerin (vekayiin) sebeplerini bulup ortaya çıkarmaktır. olan şeylerin ilkeleri incedir, hadiselerin keyfiyeti ve sebepleri hakkındaki bilgi derindir.

  3. bence çok güzel bir şey şefkat tepe ben hüseyin çakmak eregliden şefkat tepeye bayılırımda eregliden selamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s