genç siviller ve pragmatizmin batağı

attığım başlıkla sizleri biraz 70lere götürerek, aydınlık sosyalist derginin ayrılığı özelinde, mahir çayan çevresinin, doğu perinçek çevresi ile ideolojik polemiklerini hatırlatmak istedim. ancak bu yazımda sol içi ideolojik bir ayrılıktan bahsetmeyeceğim. bahsedeceğim şey genç sivillerin artık bir çok politik alana nüfuz etmiş politik pragmatizmi. yazının 70lerin polemikleri ile tek bağlantısı ise benim buna karşı takındığım, internetlerde insanları canından bezdiren, saldırganlık ve bıçkınlığım.

son bir kaç aydır genç siviller ve bu grupla ilinti olan insanları özellikle twitterdan takip ederek komik bulduğum söylemlerini “dadaist liberalizm” terimiyle diyezlemeyi (hashtag) kendime görev edindim. benim için önemli olan, her dadaist liberal söyleminin kendine has bir politik arızayı temsil etmesi ve bunların tartışılması iken, konuşulmayan şey bu, yeni yeni dallanıp budaklanan liberal hareketin diğer alanlara difüzyonu ve genel arızaların buralardaki izdüşümü.

genç siviller tipi politika diyebileceğimiz eylemsellik, dikkat çekici, komik ve anlamlı sokak gösterileri ve bunların sosyal medyada başarılı reklamıyla, kamunun zihninde önemli bir mevzi kazandı. ancak iş eylemden çıkıp, siyaset yapmaya geldiğinde “yetmez ama evet” örneğinde iflah olmaz bir pragmatizmin bedene gelmiş hali kendini buldu.

biliyorum bu slogan hakkında çok konuşuldu tartışıldı, eğer özgün politik bir derdim olmasa ben de lafını etmezdim. genel problem şu ki, genç sivillerin (ve dsip’in) refenrandum dönemine özel bir tavır olarak icat ettiği “yetmez ama evet,” artık bu grubun ya da zihniyetin her alandaki siyasasında kendisini gösteriyor.

bu zihniyetin referandum özelinden çıkarak diğer alanlara yansıması, en azından benim gözlemlediğim kadarıyla ilk kez başbakan’ın dersim özründe yaşandı. dersim katliamı ile ilgili özür dileyebileceğini ifade eden başbakan’ın hareketi, kürt sorunu ile ilgili bir ilerleme olarak kabul edildi ve “yetmez ama evet” nidalarıyla kutlandı.

twitter daha doğrusu genel olarak sosyal medya solcularının bu gelişmeye karşı tepkileri, akp’nin kürt siyaseti konusundaki sert tutumunun yanında geçmişle ilgili yaptığı bu yüzleşme, göstermelik ve anlamsızdı (neden buna kürt siyasetinin ve sosyalistlerin sevinmediğine dair bir tartışma ise burada). buraya bir not düşmek gerek, gerçekte özür bile dilenmedi, eğer böyle bir olay varsa özür dilediğini söylendi. bu özrün somut temellere dayanmadığı eleştirimiz, ileriki günlerde dersim araştırma önergesinin reddedilmesi ile haklı çıktı. netekim kck tutuklamaları hızla devam ederken ve sonraki aylarda gerçekleşen uludere katliamının da gösterdiği üzere, hükümetin tavrı kürt politikası konusunda inkar ve katliamın hasıraltı edilmesi vesilesiyle statükonun devamı. propaganda araçları vesilesiyle kürtlere karşı uygulanan ahlaki tedhiş de bunun bir göstergesi.

tarihsel olarak bu eleştirinin ardından gelen karşı savunma ise, genç siviller ile alakalı kişilerin kck’yı, öğrenci tutuklamalarını ve hatta başbakan’ı eleştirdiği idi. ancak bu eleştiriler, başbakan’ın yeterince “cool” olmaması (had bildirme tarzına istinaden) ve hopa’daki eylemcilerle ilgili soruşturmaların kötü yazılmış olması idi. buradaki sorun da şu, ortada yapısal bir sorun bulunmakta. savcı, polis ve medyanın ortak amaca yönelik, iktidarı koruyucu ve istenmeyen muhalefete siyaset alanı tanımayan bir tavır gözlemleniyor. bunu açıklamak için komplocu bir zihnin tahayyülündeki, her şeyi kontrol eden görünmez bir el olduğunu iddia etmiyorum. aksine sorun, akp’nin eleştirdiğini iddia ettiği kemalist statükonun ve 12 eylül geri reformunun hiyerarşik kurumsal yapılarını değiştirmeyerek aksine bunun yarattığı merkezi kontrolden sonuna kadar yararlandığı gerçeği yatıyor. durum o kadar acı ki, devletleştirme ve merkezileştirme HSYK (hakimler ve savcılar yüksek kurulu) ve anayasa mahkemesinde olduğu kadar aynı şekilde TÜBİTAK ve TÜBA’da da gözlemlenebiliyor.

ilerici bir değişim hareketi olarak pazarlanan liberal eylemselliğinin son ayağı da yakınlarda kurulan hayvanlar partisi oldu. bu olay sosyal medyada genç siviller tarafından coşkuyla karşılandı, bunun nedenlerinden biri de kurucuların genç sivillerle olan organik bağları.


tabi ki yıldıray oğur’un yaptığı konuşmanın absürtlüğü dışında, bir parti kurulmasına edeceğimiz bir laf olamaz. bu tür bir siyaset yapma hakkı herkese ait. bu nedenle kuruluş zamanında da bir eleştirimiz olmadı, ta ki aktif olarak hayvan haklarıyla ilgilenen gruplar, partiyi derinlemesine inceleyene kadar.

radikal’deki söyleşiye baktığımızda hayvan partisi kurucuları, mevcut hayvan hakları gruplarına bakarak “marjinal kaldıklarına” ve hayvan haklarının bu şekilde kazanılamayacağına karar vererek, da farklı bir siyaset yürütmeye karar kılmışlar. “biz ideal olanı hayal ediyoruz ama mümkün olanı istiyoruz,” diyen alıcı bununla da kalmayarak argümanını da piyasa dinamikleri üzerinden tanımlıyordu.

bir hayvan hakları siyaset stratejisi olarak pragmatizmi savunan alıcı, bunun pragmatizmin muhatabının da piyasa olduğunu kurgusunda belli etmiş oluyor. ancak bu piyasa analojisini de öne “küçük işletmeciyi” sürerek, sevimlileştirebiliyor, haklılık kazandırıyor.

elbet ki asıl problem, başından beri sözünü ettiğim, “yetmez ama evet” pragmatizminin bir kez daha ortaya çıkması ve sadece “mümkün olanı isteme” hali. elbet ki alıcının kurduğu cümlede, özellikle ideal olanı isteme kısmıyla bir sorun olmadığı gözüküyor. ancak hayvan partisinin piyasa destekçisi bir hayvan hakları savunuculuğu yaptığı iddiam bir komplo teorisi veyahut çok uzaklara götürülmüş bir tüme varım değil. bakın kendi twitter hesaplarından ne demişler.

bir anda alıcı’nın ideal olanı hayal etmesi, “binlerce yıllık tüketim kültürü” heyulası söz konusu olduğunda imkansız hale geliyor. zaten sorun olan da işte bu başka bir dünyayı tahayyül edememe durumu. bir çok sorunun ortak özü olan “binlerce yıllık” tüketim kültürünü, çevreciler, sendikalar, atık kağıt toplayıcıları, hes karşıtları vesair olarak beraber değiştirmek varken, anlaşılan sadece hayvanlar partisi olarak, hayvan refahını savunmak çok daha mantıklı geliyor. bu resmin çerçevesinden bakıldığında, anlaşılan tek şey miyopik liberal siyasetin, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde statükonun korunmasında aktif olarak rol aldığıdır.

bunun bir diğer göstergesi yine hayvan partisi söyleşisinde “hayvan sahiplerinin hayvanlarını kesme hakkı,” görüşünde gözlemleniyor. savunusu, muhafazakar halkı da harekete çekmek üzere, hayvan kesme hakkına bir inanç özgürlüğü olarak ayrıcalık sağlamak. böylece toplumda yandaş kazanmak için bir strateji olarak pazarlanan “kurban bayramı” desteği, ilericilik ve (reformizm bile olsa) dönüştürücülük iddiası olan bir partinin duruşunu ve stratejisini haksız düşürüyor.

toplumun çoğunluğunun dindar veyahut muhafazakar olduğu ön kabulüyle başlayarak, toplumsal destek arayan bu siyasetin yaptığı hata, statüko ile gelenek muhafazasını karıştırmaları. genellikle gelenekçiliğin statükonun korunması için kullanıldığı kabul edilen görüş olmakla beraber, özellikle hristiyan örneklerinde görüldüğü olarak bir kurtuluş ilahiyatı da kurgulanabilmektedir. konuyu çok uzatmadan ihsan eliaçık‘ın kurban konusundaki görüşlerine bir göz atmalı:

“Kurban, yakınlaşma bayramıdır. Hediyeleşeceğiz. İlla kan mı dökeceğiz yani, kan dökmeden olmuyor mu bu işler? İkram ille et mi olur?”

bu sadece radikal uç bir ilahiyatçının kabul görmeyen görüşleri değil, bloguna baktığınızda bu fikriyle ilgili bir çok olumlu yorum aldığı gözüküyor. eğer hayvan hakları çerçevesinde eğer bir inanç özgürlüğü konuşulacaksa, sanmıyorum ki yukarıdaki gibi bir islami yorum halk tarafından tepki görsün.

toplumu dönüştürme amacı olmayan, kabul gören ideolojiyi davranışlarıyla yeniden üretmekte ve üstüne üstlük bir de uygulanan siyasaya açıklama, haklılık sağlamakta. türkiye özelinde, eğitimli üst orta sınıfın, sağ politikaya desteğini temsil eden genç sivillerin, siyasi takibatın dünya standartların katbekat üstünde devam ettiği bir ortamda eylemlerine devam edebiliyor olmaları şans eseri değil. makbul aktivist olmak böyle bir şey.

siyasi baskının, ahlaki tedhişin ve yasal takibatın nesnesi olan kürt hareketinin şu an içinde bulunduğu durumu özetleyen sırrı süreyya önder bakın ne diyor.

“(…) şimdi o arkadaşımız federasyonu savunuyordu, bağımsızlığı savunanlar var. devlet bunlara hiçbir şey demiyor. biz bu toprağın içinde kalacağız diyen yapılanmaya, kaderimiz bir diyen yapılanmaya çok öfkeli. niye? sistemi reddediyor da ondan. egemenler sistemin reddedilmesine tahammül edemezler. aha bu 300 milyonun kredi kartı müşterisi yapılması gibi bir zaruret var.”

SSÖ’nün anlattığı aslında bir yandan da, bir grup muhafazakar genç sivilin de dillendirdiği “tırmanan şiddetin müsebbibi kürtlerdir” retoriğinin tam da cevabı. bu retorik hükümetin kürtlere her türlü hakkı tanımasına rağmen, anlaşmaya yanaşmayan kürtler yüzünden şiddetin devam ettiğini veczediyor.

“yetmez ama evet” pragmatizminin sefaleti tartışmasındaki darbı mesel tam da bu, yani kürtlerin “yetmez ama evet” dememeleri: türkiye’deki hakkaniyetsiz ve adaletsiz baskıyı her gün yaşayan bu örgütlü topluluğun, küçük iyileştirme reformlarına kanmayarak, sorunun yani statükonun kökünden çözülmesi gerektiği menzilinde siyaset yapmaya devam etmeleridir. hükümetin liberal/bireyci anlayış ile ortaya koyduğu kürt çözümü ve bunun kitleler tarafından reddedilmesi en güzel şekilde mesut yeğen tarafından anlatılıyor.

türkiye’deki radikal politikanın seyrine bakıldığında, kürt siyasetinden alınacak örnekler bol. öz yönetimcilik, ademi merkeziyetçilik bir yana, kültürel dönüşüm (newroz gibi kültürel nesnelerin yeniden üretimi ve dolaşıma sokulması), kendine has medya ajansı ve kamu pratiklerini radikal eyleme seferber etmek (sivil cuma). akp kurmayları bu eylemlere, sahte imam, sahte namaz, sahte oruç isnadında bulunadursun, hükümetin politikalarını eğitimli orta sınıfın gözünde meşru kılan genç sivil menşeili liberal söylemidir. “evet, idris naim şahin ırkçı olabilir, evet öğrenciler ve gazeteciler hapiste olabilir ama bunun reformlusu dışında başka türlüsü mümkün değil.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s