devletin makbul müstehçenliği (ömer seyfettin türkiye’nin marquis de sade’ıdır)

“şeker portakalı” ve “fareler ve insanlar” kitaplarının bir öğretmen soruşturmasında söz konusu olması sansür tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. muhafazakarlık ve hatta müesses nizam nedir, toplumsal hayatı nasıl çevreler, bunlar her zaman olduğu gibi aynı yüzeysel düzlemde tartışılıyor.

bu yazımda örneklendireceğim şey şu ki talim terbiye ve genel olarak muhafazakar devlet, müstehçenliğe karşı değil aksine makbul bir müstehçenliğin bizzat dayanağı. arsızlık ve müstehçenlik sosyal ilişkilerin vazgeçilmez bir parçası iken, kabul edilemez müstehçenlik tanımı ve dolayısıyla sansür ancak politik olarak “kabul edilemez ve tehlikeli” düşünceler için işleme koyuluyor. bunun için incelemeye koymak istediğim hikaye, yukarıda anlattığım iddiaya muhteşem bir örnek teşkil eden, bomba ve başını vermeyen şehit gibi fantastik milli yazınımızın en sevdiğim yazarı ömer seyfettin’in ve beyaz lâle’si.

talim terbiye kurulunca okullara tavsiye edilmiş ve 100 temel eser listesindeki bu hikaye için bilgi yayınevinin ömer seyfettin’in tüm eserlerinin 10uncu kitabını seçtim. kitap arkasındaki açıklama şu şekilde.

arka1

anlayacağınız gibi milli değerlerimizi ve hislerimizi hareketlendirmek üzere yazılmış bu hikaye, içinde sol cenahtan insanları rahatsız edecek bir çok milli tema barındırıyor. ama bunlardan da öte hikayenin asıl ilginç kısmı ömer seyfettin’in komitacıların türklere uyguladığı mezalimi tasfir ederken girdiği detaylar.

arka2

talim terbiyenin okullar için uygun gördüğü bu detaylara girmeden önce bir özet geçmek gerekirse, hikaye 1912 balkan savaşı sonrası serez’e giren bulgar komitasının başındaki sbay binbaşı radko’yu ve onun serez’deki türkleri katletmesi anlatılıyor.

hikaye, zengin türklerin mallarına el koyulmasından da bahsetmekle beraber, ana teması cinsellik üzerine kurulu. 8 yaşından büyük türk kadınlarının önce tecavüz edilip ardından da öldürülmesini emreden radko, bu kararını sorgulayan deneyimli ve yaşlı dimço kaptan’a duruşunu şu şekilde açıklıyor.

14-2

tam anlamıyla milli edebiyatımızda rastlayabileceğimiz ve aslında beklenilir olan bu sahneler, seyfettin’in derinlikli ve capcanlı anlatımıyla, bir işkence sahnesi ile devam ediyor. soyunmaya direnen yirmili yaşlarında çocuklu bir annenin, elinden bebeğini alarak fırına atan radko, kadının işkencesi ile işine devam eder.

26-2

27-2

seyfettin’in marquis de sade’a taş çıkartacak hayal gücünden çıkan her satır bir altın değerinden olduğundan, neresinden keseceğimi bilemedim ve uzunca bir kısım koymak zorunda kaldım (kötü çözünürlük için kusura bakmayın, beklenmedik teknik sıkıntılar çıktı).

bunun ardından, radko’nun caniliğinden gözü korkan diğer kadınlar tıpış tıpış bulgar komitacıların cinsel fantezilerini tatmin etmeye kani olurken, bu kararları bile ölümden kurtulmalarına yetmiyor.

çukur2

ama tabi ki seyfettin’in milli muhafazakar cinsel fanteziler burada bitmiyor. büyük final en sonda, hikayeye ismini veren beyaz lâle üzerinden yaşanmakta. esmer ve kumrallardan sıkılan radko, serez’in varlıklı bir ailesinin sarışın kızı lâ’lî’ye sahip olmayı kafasına koyar ve bunu gerçekleştirmek üzere önce bütün ailesini öldürtür, mallarına el koyar ve malikânelerinde sadece lâ’lî ya da kendi deyişiyle lâle’nin kalmasını sağlar.

hikayenin devamında eve giderek lâle’ye tecavüzüne başlayan radko’yu kötü bir sürpriz beklemektedir, çünkü odayı havalandırma bahanesiyle yataktan atlayarak pencereye yönelen lâle’nin aklında başka bir plan vardır:

soğumadan3

anlayacağınız gibi 51 sayfalık hikayesine milliyetçilikten hallice nefret söylemi, çıplaklık, infantisid, tecavüz ve vahşi işkence tasfirlerini sıkıştırmayı başaran seyfettin unutulmaz finalini nekrofili ile yapıyor.

sonuçta, (şeker portakalı’ndaki) boktan, moruk gibi müstehçen kelimelere takılabilen velilerin raporlarının soruşturma vesilesi olabiliyorken, bunun katbekat fazlası, hard-core pornografik bir eserin talim terbiye kurulu tarafından okullara tavsiye edilmesinin yegane sebebi tabi ki “milli duyguları harekete geçirme” olabiliyor. şeker portakalı romanının içinde barındırdığı sınıfsal vurguyu da hatırlarsak, resim tam anlamıyla yerine oturuyor.

muhafazar politikalara karşı muhalefet edenlerin düştüğü “kültür savaşları” tuzağı artık vaka-yı adiyeden. bu görüşe göre, sosyal hayatı kısıtlayıcı ve bireyleri nizama sokucu olan muhafazakarlık, aydın kitlelerin kültürel özgürlüklerini tehlikeye atıyor ve yasakçı bir düzen ön görüyor. bakhtinci bir anayışla otantik devrimcilerin, sapkın eğlenceleri, arsız dilleri ve nizama giremeyen medenileşememiş avam halk olduğu çok rahat bir şekilde iddia edilebilir. ama cevap bu kadar basit değil, müstehçenlik talim terbiye’nin beyaz lâle değerlendirmesinde görüldüğü üzere, nihai bir amaç değil yeri geldiğinde tehlikeli politik düşünceyi bastırmak için kullanılan bir araç.

devletin makbul müstehçenliği (ömer seyfettin türkiye’nin marquis de sade’ıdır)” üzerine bir yorum

  1. “Atatürk olmasaydi” diye baslayan konusmalarda cocukken okudugum bu hikaye gelir aklima.Seneler sonra sizin paylasiminizla okudugumda son derece mustehcen ve hic te cocuklara göre bir hikaye olmadigini gördüm.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s