1600lerin başında Rojava: Farklı bir isyanın öyküsü

Gündemle biraz alakalı, Osmanlı’daki isyan tarihini ve bu isyanların yapısını çok fazla konuşmuyoruz. IŞİD’in Irak’ta ilerlemesi ve diğer yandan bunun farklı sınırlar içerisinde bulunan Kürt yönetimleri için bunun ne anlama geldiği sorusu bu haftanın en önemli konusuydu. Ortadoğu’daki karışıklık, makro siyasetin ustası muktedirin entelijansı tarafından hep Osmanlı geçmişine atıfta bulunularak tartışılırken, konuyu biraz da “halkların tarihi” açısından değerlendireyim ve bugünün politik mevzularıyla tarih arasında en azından hikayevari bir paralellik kurayım istedim ve bu vesileyle Osmanlı tarihi içinde de çok özgün bir isyan tarihi olan 1600lerin Rojavasını işlemeye karar verdim.

Devlete-isyan-Eden-Celaliler1

İsyan Tarihi

Akdeniz havzasının tarihi inceleme birimi olarak kullanımı Braudel‘e dayanıyor. Bu incelemesini ekonomi, coğrafya vs gibi maddi unsurlar üzerine bina ederken, siyasi analizlerinde isyanları ihmal etmemiş. Avrupa’nın bir çok yerinde 1600 civarında gerçekleşen, halk isyanlarının Akdeniz havzası ayağı kuzey Avrupa ayağından oldukça farklıydı. Kuzey Avrupa’da daha çok din savaşları görüntüsüyle ortaya çıkan ve sınıfsal boyutu çok bariz olan isyanlar (\o/ Münzer İsyanı \o/), Akdeniz ülkelerinde bu rahatsızlık kendini yol kesme, hırsızlık ve sistem içi kalkışma olarak gösterdi.

Osmanlı devletinin 1590lardan başlayarak 1610lara kadar süren Celali isyanları dönemine bakıldığında bu kalkışmaların büyük siyasi değişikliklere yol açmamış olmalarının, politikleşememeleri ve “devleti yıkmayı” ya da “devlet kurmayı” amaçlamamış olmaları olduğu söylüyor Braudel. Bu genellemeye, Osmanlı isyan tarihinde devlet kurmayı amaçlayan bir istisna bulunmakta, bu da Canbuladoğlu Ali Paşa örneği. Kaderin bir kisvesi ki, Osmanlı devletine karşı isyanlarda ender olarak görülen devletten bağımsızlık amacıyla yapılan başkaldırı, kürt aşiretinden gelen Canbuladoğlu Ali Paşa tarafından, Suriye’de bağımsız bir krallık kurma amacıyla gerçekleştirilmiş.

Halep merkezli bir Suriye

Olay 1012/1603-1604 yıllarına, Osmanlı’nın büyük bir karmaşa içinde olduğu döneme dayanıyor. Osmanlı, sınırlarının iki ucunda, desteklenmesi güç iki savaşla, Habsbutglar ve İranla uğraşırken, diğer yandan da Celali isyanların en kötü yıllarını yaşıyordu. İç sorunları, bir çok bölük pörçük celali tümenleri, işsiz sekbanları ve merkezden hoşnutsuz beyleri birleştirerek, Osmanlı’ya karşı büyük bir tehdit oluşturan Karayazıcının ölümü sonrası, devlete tehditi daha da kısıtlı olan ancak reaya için çok daha yıkıcı olan büyük kaçgunluk dönemi yaşanmaktaydı.

Yukarıda bahsettiğim Suriye krallığının kurulmasını amaçlayan isyan da, Halep’in valiliği atamasına dair yaşanan bir iç çatışma sırasındaki güç boşluğundan yararlanan Kilis emiri Canbuladoğlu Hüseyin Paşa ve yeğeni Canbuladoğlu Ali Bey’e dayanıyor. Kürt aşiret lideri olan Hüseyin Paşa, Karayazıcı isyanları sırasında devletle arasını bozmamış ve gerektiğinde ihtiyaç duyulan görevleri yerine getirmişti ancak eyalet merkezi olan Halep’e bağlı olan Kilis de bu süreçte Celali saldırılarından payını almıştı. Merkezi yönetimin atadığı Halep valisinin yeteneksizliği, diğer yandan da devam eden saldırıların yaşandığı bu iktidar vakumu döneminde Hüseyin Paşa, ordusu, arkasındaki aşiret desteği ve İstanbul bağlantıları ile Halep valiliğini zımnen elde ediyor.

Bunu kabul etmeyen eski vali Nasuh bey o sırada İran seferinde olan serdar Sinan Bey’in, Hüseyin Paşa’yı Halep valiliğine atamasını kabul etmiyor ve Hüseyin Paşa ve yeğeni Ali Bey’in ordularıyla savaşa tutuşuyor. Nedeni ise aslında çok ilginç, Hüseyin Paşa’nın aşiret reisliğinden gelme olması

köle

Nasuh bey Kilis’i abluka altına alsa da uzunca bir süre sonra Hüseyin Paşa ile anlaşma yoluna gidiyor ve sonuçta Hüseyin Paşa’nın Halep valiliğini kabul etmek zorunda kalıyor. Bundan sonra ise, bağımsızlık savaşına kadar gidecek olan Halep eyaletindeki, Canbuladoğlu iktidarı başlıyor.

Griswold’un anlatımına göre, büyük ihtimalle valiliğe gelmesinden itibaren bir bağımsızlık hazırlığı içinde olan Hüseyin Paşa, Osmanlı’nın İran savaşında, Osmanlı’nın yardımına ihtiyacı dahi olsa da kendisini güçsüz kılacak herhangi bir adım atmıyor.

Öc alma meşruiyeti ve Canbuladoğlu Ali Bey’in Krallığını ilan etmesi

Geridönülmez adım ise, yine Hüseyin Paşa’yı valiliğe getirmiş olan serdar Sinan Bey tarfından, İranlılarla yapılan Urmiye gölü yenilgisi (1605) sonrasında yapılıyor. Yenilgisinin nedeninin, Hüseyin Paşa’nın savaşmaktaki gönülsüzlüğü olduğuna inanan Sinan Bey, Hüseyin Paşa’nın idamını buyuruyor.

idam

Bu karar sadece Halep’te yeni bir güç boşluğu oluşmasına neden olmakla kalmıyor aynı zamanda da ayrılıkçı Ali Bey isyanının ana bahanesi oluyor. 1606’na gelindiğinde Ali Bey, meşruluğu kabul görülen öç amacı vesilesiyle etrafına sadece Kürt akrabalarını değil aynı zamanda kendi bölgesi dışından bir çok kişiyi toplayabilmişti. Her ne kadar, öcünün öznesi Sinan Bey o yıl vefat etse de, davasını meşru gören yandaşları sayesinde kısa sürede Suriye’de askeri iktidarını kurmuş görülüyor.

Bunun yol açtığı en önemli sonuç Osmanlı’nın Ali Bey’in Trablusşam, Şam ve Halep beylerbeyliğini tanıması oluyor ve bundan sonra Ali Bey ayrılıkçı eylemlerini açıkça işleme koymaya başlıyor.

pparakes

Şunu da not düşmek gerek, Ali bey, kurulan krallığın, olası bir Osmanlı saldırısına karşı uluslararası bağlantılarını da oluşturmaya çalışıyor. Bunun en önemli örneği Toskana krallığı ile yaptığı anlaşma.

Kendini Suriye Kralı olarak ilan eden Ali Bey’in iktidarı, Habsburglarla barıştan dönmüş ve doğu cephesine yollanmış, Kuyucu Murad Paşa tarafından 1607’de bitirilecekti. Halep’te etrafı çevrilerek teslim olmak zorunda kalmış Canbuladoğlu Ali Bey’in yolculuğu burada bitmeyecek ve idam edilmesi 1610 yılını bulacaktı. Bu sürede, boynunu kurtarmak için Konstantiniyye’ye kadar gidecek, hatta arada Temeşvar beylerbeyliğine kadar atanacaktı. Ancak Celalileri bitirdiği seferinden dönen Kuyucu Murad Paşa’nın inisiyatifiyle idamı en sonunda gerçekleşecekti.

alibey

Bugüne baktığımızda, en büyük benzerlik aynı coğrafyada yaşanan siyasi karmaşa. 1600lerin Rojavası ile şimdinin Rojavasının birebir bağlantılı olduğunu iddia etmek çok da bilimsel bir analiz değil. Ancak bir diğer yandan, Özgür Suriye Ordusu ve Esat arasında sıkışmış Suriye analizlerinin genel de gözardı edilen Rojava direnişinin altını çizmek açısından çok önemli. Bugünün Rojava’sının, aynı dününkü gibi açık siyasi bir amacı ve bunu gerçekleştirmek üzere uyguladığı bir stratejisi bulunmakta. PYD başkanı Salih Müslim’in de ifade ettiği üzere, otonom seküler bir Rojava IŞİD’e karşı aslında en önemli savunma.

Bu hikayenin diğer bir önemi de isyan tarihinden kaynaklanmakta. Resmi tarihin muktedir olarak öğrettiği Osmanlı’nın aslında çok da muktedir olmadığı, kendi içinde çelişkiler barındırdığı göstermesi olduğunu söylebiliriz. William J. Griswold’un Anadolu’da Büyük İsyan kitabını okumanızı bu yüzden tavsiye ederim, hem Osmanlı iktidarının kendi içinde çelişkilerini anlatması açısından, hem de dönemin güç odakları açısından zengiliğini görmebilmek için. Canbuladoğlu ailesinin hikayesi tam olarak bir “halkın tarihi” örneği olmasa da, resmi olanın ötesinde bir isyan tarihi olarak okunması/bilinmesi gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s