Ticaret ya Resulullah: Türkiye’nin İsrail’e olan bağımlılığı

İki hafta önce, sosyal medyada AKPli’ler ve Cemaatçiler arasında garip bir tartışma oldu; konusu da “İsrail’in gerçek destekçisi”nin kim olduğuydu. Taraflar birbirini suçlayadursun, Türkiye devletinin İsrail ile olan ilişkileri bir şekilde ayrıntılı olarak incelenmiş oldu. İsrail’in Gazze’ye saldırısı karşısında ne yapacağını şaşıran -özellikle hükümet destekçisi- vatandaşımız da göz önüne alındığında, İsrail karşıtı farklı ve tutarlı bir aktivizm için iki devlet arasındaki düşünülenin aksine gitgide güçlenen ilişkilerin ayrıntılarını sizlere ‘özet geçmeye’ karar verdim.

Benim görebildiğim en kapsamlı inceleme, Sedat Laçiner’in 13 Temmuz tarihli yazısıydı. Cemaatçiler tarafından yoğun olarak paylaşılan bu yazı Türkiye ve İsrail ilişkilerinin son yıllarda ne kadar da çok arttığını açıkça ortaya koyuyor. Yazının bahsettiği en önemli veriler ise şu şekilde:

photo01

Hükümetin ve yancılarının cevapları

Bu analiz üzerine gelen cevap ise şaşırtıcı: İsrail ile Türkiye arasında artan ticaretin sebebi özel sektör. Aynı şekilde Twitter’da da benzer bir açıklama dolaşıma sokuldu:

iddia3

(gelecekten gelen not: bu iddia ve cevaplar sabah gazetesinde haber olarak işlenmiş. )

Devlet kurumları ticareti artırmak için uğraşıyor

Eğer eleştirilen iki ülke arasındaki ticaret ise, bu eleştirinin özel sektörü dışarıda bırakmasını beklemek açıkçası saflık olur. Burada sorulması gereken, bu ticaretin büyümesinde devletin rolü neydi, ve bu artan ticaretten nemalananlar kimler. Bu soruları cevaplandırmak için ilk baktığım şey Tel Aviv Büyükelçiliği bünyesindeki Ticaret Müşavirliği web sitesi oldu. Türkiye 2010’da İsrail’in Mavi Marmara saldırısından sonra büyükelçisini çağırmış olsa bile, Elçilik bünyesindeki Ticaret Müşavirliği çalışmalarına ve, bizler için ne mutlu ki, iki ülkenin ticaret ilişkileriyle ilgili raporlar yazmaya devam ediyor. Benzer şekilde İsrail için de durum aynı. İsrail’in kendi ticaret ataşelikleri de (1, 2) benzer şekilde aktif.

Burada açıkça işaret edilmesi gereken şu: Her biri devlet kurumu olan ticaret ataşelikleri ve müşavirliklerinin amacı, iki ülke arasındaki ticaretin artırılmasını sağlamak. Bu açıdan Bülent Arınç’ın İsrail’le ticaret yorumuna da şaşırmamak gerek:

kimse_elestirmesin

Yine de not düşmek lazım, aynı konuşmasında Arınç ekliyor, “Öte yandan biz Filistin’in nefes borusuyuz. Biz Filistin’le yaptığımız ticareti ancak İsrail üzerinden yapmak zorundayız” diyerek, yukarıda paylaştığım Filistin savunmasını da ekliyor. Şimdi gelin müşavirlik verilerine bakarak, bu iddialar ve açıklamalar ne kadar gerçek onlara bakalım.

Devletin kendi verileri

Genel bir fikir vermesi açısından, 2013 yılında Türkiye’nin İsrail ile toplam ticareti yaklaşık 5 milyar dolar (tam rakam 4.85 milyar dolar). İthalat-ihracat dengesinde ise eksideyiz; yani İsrail’in bize sattığı malların ederi, aldığından daha fazla. Bu açıdan İsrail-Türkiye ticari ilişkilerindeki dengesizlik daha ilk etapta ortaya çıkıyor: İsrail mallarının Türkiye’de gördüğü talep, Türkiye mallarının İsrail’de gördüğünden daha fazla.

Peki diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda bu durum nasıl? İsrail’in Türkiye’ye yaptığı ihracat hacmi ne kadar büyük?

israiltablo

Gördüğünüz gibi Türkiye, İsrail’in en çok ihracat yaptığı ülkeler listesinde, Almanya ve İtalya gibi İsrail’le ilişkileri gayet iyi olan ülkelerden çok daha yukarıda. Daha da önemlisi, Laçiner’in de dillendirdiği ticari ilişkilerdeki %38’lik artıştan da öte, sadece İsrail’in ihracatına baktığımızda 2012’den 2013’e yaşanan artış %75! Kısacası devletin kurumlarıyla desteklediği ve çetelesini tuttuğu bu ilişkilerin sonucu, İsrail’in cebine -son yıllarda da artarak- giren para.

İsrail’le boykottan anladığı kola dökmek olan ‘dindar gençliğe’ yol gösterici olmak açısından, bu büyük ihracat hacminin kalemlerine bakarsak, yapılan ticaretin teknoloji ürünleri olduğu görülüyor.

kalemlerful

İsrail’in Türkiye’ye ihracatının en büyük üç kalemi, kimya sanayii, plastik yani petrol ürünleri ve elektronik teçhizat. Bu verilerin bir diğer önemi de, Bülent Arınç’ın ve diğer iktidar savunucularının “Filistin’le artan ticaret” iddiasını çökertmesi. Yüksek teknoloji ürünü olan bu üç kalemde, Filistin payı olduğunu iddia etmek absürt.

Diğer yandan Filistin’le yapılan ticaretin verileri TÜİK’te mevcut. Bu rakamları İsrail’le olan ticaret hacmimizle karşılaştırıldığımızda, gerçekten de ne kadar küçük olduklarını görüyoruz.

2014 yılı sadece Haziran ayına kadar. TÜİK verileri buradan http://tuikapp.tuik.gov.tr/disticaretapp/menu.zul
2014 yılı sadece Haziran ayına kadar. TÜİK verileri buradan http://tuikapp.tuik.gov.tr/disticaretapp/menu.zul

2012 yılında 63 milyon dolar olan Filistin’le ticaret hacmimiz 2013 yılında 76 milyon dolara ulaşmış. Bunun sadece yüzde 12’lik bir artış olması bir yana, salt rakam olarak olarak da çok ufak bir meblağ.

Hatırlarsanız iddiaya göre, 2011’den itibaren İsrail’le artan ticaretimizin nedeni Filistin’le yaptığımız ticaretin İsrail üzerinden geçmesi. Rakamlar ise farklı konuşuyor: 2011’den 2013’e kadar Filistin’le ticaretimiz 13.5 milyon dolar artarken, İsrail’le 1.3 milyar dolar artmış. Bu da şu anlama geliyor, 2011 – 2013 yılları arasında Filistin’le yaptığımız ticaretteki artış, İsrail’le olan artışın sadece yüzde biri.

Gıda güvenliği tehditi: İsrail’le tohum ticareti

Bundan başka, büyük kalemlerin dışında kalan ama bir o kadar da önemli olan tohum ticareti verilerine bakmak gerek. 2011’den itibaren Türkiye’nin tohum ithalatı inanılmaz bir boyutta artmış durumda. Bu, gıda güvenliği açısından ayrıca tartışılması gereken bir konu, ancak bunun dışında İsrail’in bize ihraç ettiği tohum miktarındaki artış ise korkutucu.

tohum

TÜİK verilerine göre İsrail’den yapılan tohum alımları yüzde 11 bin artmış. Ortalıkta dolaşan “tohumlarımız İsrail’den” konuşmaları, komplo teorisi değil üzerinde düşünülmesi ve hakkında daha da çok araştırma yapılması gereken bir gerçek. Sosyal medyada bu konuyu konuşmamız üzerine Milli Gazete’de de bu konu üzerine bu yazı çıktı.

Türkiye İsrail’e ne satıyor?

türkiyeithalatı

İsrail’e bir numaralı ithalat kalemimiz adi metaller. Yani biz İsrail’den kimya ve petrol ürünleri alırken, İsrail’e hammadde satıyoruz. Ancak ikinci ve üçüncü kalemler, elektronik ve motor sanayii, bunu da es geçmeyelim.

Müşavirlik raporu Türkiye’nin ithalatını sektörel olarak da raporlandırdığı için, bu kalemlerin İsrail’in ticaret hacmi içindeki yeri ile ilgili çok önemli bir bilgi öğreniyoruz.

çimento

Görünen o ki taş, alçı, çimento gibi inşaat malzemelerinde, İsrail’in bir numaralı tedarikçisiyiz. İsrail’in neden bunlara ihtiyaç duyduğu, müşavirliğin sitesindeki müteahhitlik sektörel raporlarıyla yıl yıl anlatılmış. Ancak İsrail’in Filistin işgalindeki yayılımcı politikası düşünüldüğünde, bu veri Türkiye açısından hazin bir tablo çiziyor. İsrail, işgal ettiği Filistin topraklarına kendi yerleşimcilerini koymak için, uluslararası yasaları hiçe sayarak, bina ve altyapı inşaatına devam ediyor. Kısacası, işgalci İsrail yerleşimleri için çimento sağlıyor olabiliriz.

(gelecekten gelen not: Yrd. Doç. Dr. Metin Duyar’ın analizine göre İsrail’e ihrac edilen adi metallerin %67 bina ve yapı inşaatı için kullanılacak olan ürünlerden oluşuyor. Kısacası İsrail’e en büyük ihraç kalemimiz olan adi metaller de inşaat ile bağlantılı.)

Ek bir hatırlatma: inşaat sektörü, termik santraller ve onlara yakıt sağlayan kömür madenleriyle bir ölüm döngüsünün içinde. Nedeni de, termik santrallerin yan ürününün çimento olması. Madencilerimizin canını verdiği kömür, termik santrallerle doğayı kirletiyor, buradan çıkan çimentolar da şehirdeki sosyal yaşantımızı bitirmekle kalmıyor, inşaatlarda çalışan işçileri canlarından ediyor. Ve şimdi öğreniyoruz ki bu çimento aynı zamanda, ne için kullanıldığını bilmediğimiz nedenlerle, İsrail’e gidiyor. Anlaşılan o ki bu ölüm döngüsü Türkiye sınırları dışına kadar uzanıyor olabilir.

Türk şirketlerinin Filistin’i işgal ile doğrudan bağlantısı

Elbette, Türkiye’nin İsrail’e ihraç ettiği çimentoların, Filistin işgaliyle ne ölçüde doğrudan ilgisi olduğunu bilmiyoruz. Ancak interneti biraz karıştırdığımızda, Filistin işgalinden kâr eden Türk şirketlerini bulmak o kadar da zor olmuyor.

Dünya çapındaki BDS boykot hareketi İsrail’le bağı olan şirketleri açığa çıkarmayı amaçlıyor. Bu tür girişimlerin bir örneği olan whoprofits.org a baktığımızda karşımıza, işgalden kâr ettiği açıkça bilinen bir Türkiye şirketi çıkıyor, Hidromek.

hidromek

İsrail’e ithalat kaleminden hatırlayacağınız, ‘makine’ye giren Hidromek kazı makinaları, işgal altında olan Filistin’deki evlerin yıkılmasında kullanılıyor. Eminim ki Hidromek, Türkiye özel sektörü ile İsrail işgal endüstrisi arasındaki birçok bağlantıdan sadece biri. Bu tür örneklerin daha çok ortaya çıkabilmesi için Türkiyeli aktivistlerin bu konuyla özel olarak ilgilenmeleri gerekiyor.

Silahlanmada İsrail’e bağımlılık

Özetle, “Türkiye’nin İsrail’le ticareti sadece özel sektörle artmıştır” argümanı anlamsız olduğu kadar da absürt. Aslolan bir şey varsa o da İsrail’le, ticari ilişkilerimiz nedeniyle, göbekten bağlı olmamız ve bu ilişkinin öyle kolay kolay sonlandırılamayacak olması. Daha önemlisi bu ilişki içinde Türkiye, ticaret dengesinden de anlaşılacağı üzere, bağımlı olan konumda.

Bu bağımlılığın en büyük göstergesi Türkiye’nin İsrail’den yaptığı silah alımları. 2010’dan sonra her ne kadar “savunma sanayii anlaşmaları yapılmamıştır” dense de, Mavi Marmara katliamından sonra Türkiye iki önemli silah anlaşmasını tamamına erdirdi.

Bunlardan en önemlisi 183 milyon dolara alınan 10 Heron iken, bir diğeri de 25 milyon dolarlık AWACS erken uyarı sistemleriydi.

Bu iki alım sürecinde de gördüğümüz, gerilen diplomatik ilişkiler sonrasında Türkiye’nin çektiği “sıkıntılar.” 2010 krizinin ertesinde AWACS teslimini tehlikeye atan İsrail, yine benzer bir şekilde Heron tesliminden sonra Türk subaylarına eğitim veren operatörlerini bir süreliğine geri çekiyor.

Türkiye’nin anlamsız derecedeki yüksek ve denetime kapalı olan silahlanma bütçesi, anlaşılacağı üzere kendi mantığı içerisinde bile rasyonel olarak yönetilmiyor.

2010’dan beri yeni bir silahlanma anlaşması -daha- yapılmasa bile, İsrail’e ve İsrail şirketlerine olan askeri bağımlılığımız devam ediyor. Ve görünüyor ki bu ilişkiler pek de sonlanacak gibi değil. İsrail’in bu konudaki tavrının iki örneği burada ve burada.

Daha da uzatmadan son bir hatırlatma, Roboski’deki katliam, -hükümetin ifadesiyle- İsrail’den alınan Heronlar sayesinde yapılmıştı. Diğer bir deyişle İsrail’in Filistin’de test ettiği silahlar, Roboski’de tescillenmiş oldu. Kısacası Türkiye ve İsrail, katliamda ve bundan kâr etme konusunda ortaklar ve bu ortaklıklarını daha da sürdüreceğe benziyorlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s