Ferguson Kasım Olayları: Kurumsal ayrımcılık

Pazartesi günü Ferguson mahkeme heyeti, Mike Brown isimli silahsız genci vurarak öldüren Darren Wilson’ın yargılanmasına gerek olmadığı kararını aldı. Bu nedenle Los Angeles, New York ve Chicago şehirleri dahil olmak üzere bir çok şehirde isyan yaşandı ve olaylar da devam edeceğe benziyor.
USA-MISSOURI/SHOOTING-PROTESTS

Sosyal medyanın en büyük avatajı, mahkeme heyetinin konuşma transkriptlerinin kamuya açılmasıydı. Bu şekilde soruşturma ve yargı kararı ile ilgili çok önemli bilgi ve tutarsızlık ortaya çıktı.

Okumaya devam et

Reklamlar

Ticaret ya Resulullah: Türkiye’nin İsrail’e olan bağımlılığı

İki hafta önce, sosyal medyada AKPli’ler ve Cemaatçiler arasında garip bir tartışma oldu; konusu da “İsrail’in gerçek destekçisi”nin kim olduğuydu. Taraflar birbirini suçlayadursun, Türkiye devletinin İsrail ile olan ilişkileri bir şekilde ayrıntılı olarak incelenmiş oldu. İsrail’in Gazze’ye saldırısı karşısında ne yapacağını şaşıran -özellikle hükümet destekçisi- vatandaşımız da göz önüne alındığında, İsrail karşıtı farklı ve tutarlı bir aktivizm için iki devlet arasındaki düşünülenin aksine gitgide güçlenen ilişkilerin ayrıntılarını sizlere ‘özet geçmeye’ karar verdim.

Okumaya devam et

devletin makbul müstehçenliği (ömer seyfettin türkiye’nin marquis de sade’ıdır)

“şeker portakalı” ve “fareler ve insanlar” kitaplarının bir öğretmen soruşturmasında söz konusu olması sansür tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. muhafazakarlık ve hatta müesses nizam nedir, toplumsal hayatı nasıl çevreler, bunlar her zaman olduğu gibi aynı yüzeysel düzlemde tartışılıyor.

bu yazımda örneklendireceğim şey şu ki talim terbiye ve genel olarak muhafazakar devlet, müstehçenliğe karşı değil aksine makbul bir müstehçenliğin bizzat dayanağı. arsızlık ve müstehçenlik sosyal ilişkilerin vazgeçilmez bir parçası iken, kabul edilemez müstehçenlik tanımı ve dolayısıyla sansür ancak politik olarak “kabul edilemez ve tehlikeli” düşünceler için işleme koyuluyor. bunun için incelemeye koymak istediğim hikaye, yukarıda anlattığım iddiaya muhteşem bir örnek teşkil eden, bomba ve başını vermeyen şehit gibi fantastik milli yazınımızın en sevdiğim yazarı ömer seyfettin’in ve beyaz lâle’si.

talim terbiye kurulunca okullara tavsiye edilmiş ve 100 temel eser listesindeki bu hikaye için bilgi yayınevinin ömer seyfettin’in tüm eserlerinin 10uncu kitabını seçtim. kitap arkasındaki açıklama şu şekilde.

arka1

Okumaya devam et

bebek katili devlet (ama düşündüğünüz şekilde değil)

kürtaj konusunda çok şey yazılıp çizildi. her zaman olduğu gibi ben yine geriden geliyorum. ne emrah göker‘in akp’nin neokemalist rahim politikasına ekleyebileceklerim var, ne de kürtajın tarihsel arkaplanını ferhunde özbay kadar iyi anlatabilirim.

ayrıca sivil toplum da kişisel haklar çerçevesinde tepkisini koymakta gecikmedi, bianet’in “kürtaj hakkı” kampanyası ve hemen ardından kadıköy yürüyüşü gerçekleşti. verilen tepkiler, ve yazılan ayrıntılı incelemeler üzerine ekleyecek pek bir şey kalmıyor, ancak bu hareketliliğe koyulan muhafazakar tepkilerden anlayacağımız üzere, bireysel haklar savunusunun doğuracağı retorik sıkıntılar ufukta şimdiden gözükmekte.


“zaten teşhirciler” olarak özetlenebilecek “kürtaj savunuculuğu orta-üst sınıfın ahlaksızlığıdır” retoriği sosyal medyanın ötesine yazılı medyaya da sızmış durumda. akp kurmayı söylemi öncülü vakit ve bugün‘e bir göz atmak yeterli.

bu açıdan, işaret etmek istediğim bireysal haklar savunusunun ötesinde, bir devlet politikası olarak uygulanan ve özünde nüfus artışı amacı bulunan kürtaj yasağının daha da genel olarak kadın üretkenliği üzerinde kurulan yeni tahakkümün, yapısal sonuçlarını tartışmaya açmak, ve mümkünse bunu sayılarla yapmak.

devletin şu an sahip olduğu sağlık olanaklarının insan sağlığı üzerindeki etkisini aynı şekilde devam ettireceğini kabul edersek, hesaplarıma göre,

rahimde sonlandırılmayan her 146bin gebelik, yaklaşık 3370 bebeğin ölümüne neden olacak,

ayrıca

anne başına 3 çocuk projesinin maliyeti ise 11800 bebek ve 120 annenin gebelik nedeniyle ölümü olacak.

kısacası eğer devletin derdi gerçekten yaşama hakkı olsaydı, siyaset üreterek bebek ölümlerini engelleyebilirdi. hesabın ayrıntıları aşağıda

Okumaya devam et

cinayetin parası neyse veririz

bir ay önce, sanat ve istihdam üzerine sosyal medyada önemli bir tartışma yaşandı. nedeni de baştroll’ün “devlet eliyle tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” demesiydi. bunu fırsat bilen şablon liberallerimiz, aslında vergilerinden devlet tiyatrolarına pay ayrılmasının ne kadar yanlış olduğunu bütün nüktedanlıklarıyla ilan ettiler. dikkat çekilen iki ana nokta vardı. biri bütçe ile alakası olmaması nedeniyle batıl kalan, “kemalist devletçi kültür” iken diğer önemli ve tehlikeli nokta ise, tiyatrocuların kadrolu istihdamının kabul edilemezliği idi.

yaşanan bu tartışma akp’nin neo-osmanlıcı gösterip neo-liberal vurması ve bunun propaganda altyapısı ile ilgili çok önemli doneler veriyor.

ironinin nedeni de şu, geçen hafta baştroll uludere konusunun çok uzatıldığından zaten de ailelere gerekli tazminatın ödendiğinden bahsetti, bunu da “tazminatsa tazminat” şeklinde inanılmaz sağduyulu bir şekilde ifade etti. devletin rasyonel bütçe kullanımı ile ilgili konuşmaya bu kadar meraklı antimilitarist liberallerimizden de pek göze çarpan bir muhalefet görülmedi.

son dönemdeki devletin savunma ihalelerine baktığımızda çıkan sonuç şu:

bu nedenle bu yazımda liberallerimize seslenmek istedim, devlet cinayetlerini sol iç hesaplaşmaları kadar dert etmiyorsunuz, bari askeri bütçeyi, devlet tiyatroları bütçesini eleştirdiğiniz kadar eleştirin.

Okumaya devam et

genç siviller ve pragmatizmin batağı

attığım başlıkla sizleri biraz 70lere götürerek, aydınlık sosyalist derginin ayrılığı özelinde, mahir çayan çevresinin, doğu perinçek çevresi ile ideolojik polemiklerini hatırlatmak istedim. ancak bu yazımda sol içi ideolojik bir ayrılıktan bahsetmeyeceğim. bahsedeceğim şey genç sivillerin artık bir çok politik alana nüfuz etmiş politik pragmatizmi. yazının 70lerin polemikleri ile tek bağlantısı ise benim buna karşı takındığım, internetlerde insanları canından bezdiren, saldırganlık ve bıçkınlığım.

son bir kaç aydır genç siviller ve bu grupla ilinti olan insanları özellikle twitterdan takip ederek komik bulduğum söylemlerini “dadaist liberalizm” terimiyle diyezlemeyi (hashtag) kendime görev edindim. benim için önemli olan, her dadaist liberal söyleminin kendine has bir politik arızayı temsil etmesi ve bunların tartışılması iken, konuşulmayan şey bu, yeni yeni dallanıp budaklanan liberal hareketin diğer alanlara difüzyonu ve genel arızaların buralardaki izdüşümü.

Okumaya devam et

ortalama sinop müftülük çalışanı

eski bir proje. yaklaşık bir ay önce sinop müftülüğü’nün birimlerin kapısına çalışan resimleri asıldığı haberi çıktı. sonuç; internetlerin yoğun ilgisi idi. yapılan en yoğun yorum, çalışanların birbirine benzediğiydi.

ben de boş durmadım, 26 çalışanın internetten alınan resimlerini üst üste, yüzleri birbirinin üstüne denk gelecek şekilde yerleştirdim. çıkan sonuç, averaj bir sinop müftülük çalışanı idi:

Okumaya devam et